KANSER

Dünya çapında yapılan istatistiklere göre, çocuk ve yetişkinlerin ölümüne neden olan en önemli sağlık problemlerinden biri kanserdir. Son çeyrek yüzyılda, gelişen teknolojinin katkılarıyla hızla ilerlemekte olan kanser araştırmaları, sadece kanseri anlamak da değil, bunun yanında diğer hastalıkların tanı ve tedavisi için büyük bir bilgi sağlamıştır. Ancak, tek bir cümle ile özetlemek gerekirse; kanser, kontrolsüz hücre çoğalmasıdır.
Sağlıklı hücrelerin bölünmesi (çoğalması), etrafındaki komşu hücreler tarafından sıkıca kontrol edilir. Bir hücrenin bölünebilmesi için o hücreye büyüme sinyallerinin gönderilmesi gerekir. Bunun yanında, anormal şekilde hızlı büyüyen veya her hangi bir şekilde kusurlu hale gelen hücrelere de ölüm sinyalleri gönderilir. Kanser hücreleri, bu kontrol mekanizmasını hiçe sayarak çoğalabilme yeteneğine sahiptirler. Kontrolsüz çoğalmanın bir sonucu olarak, sağlıklı bir bireyde normal hücreler tarafından kaplanması gereken alanlar, kanserli hücreler tarafından kaplanır ve tümör (neoplazma) olarak adlandırılan hücre toplulukları oluşur. İmmün sistemin (bağışıklık sistemi) fonksiyonlarından biri de bu kontrol tanımayan asi hücreleri, tümör oluşmadan önce belirlemek ve yok etmektir. Bu görev için özelleşmiş hücre gruplarından biri de NK (natural killer – doğal öldürücü) hücreleridir; ancak bu ve diğer immün sistem hücrelerinden kaçabilmeyi başaran kanser hücreleri çoğalarak tümörleri oluştururlar.

Kanserin bilinen sebepleri nelerdir?
Kanser gelişimi genellikle birden fazla etkenin birleşimi ile ortaya çıkmaktadır. Bunlardan bir kısmı kişinin genetik yapısına bağlı olmakla birlikte, diğer kısmı da kişinin yaşam tarzı veya yaşadığı ortam koşullarına bağlıdır. Farklı ülkelerdeki kanser dağılımına bakıldığında, çevresel etkenlerin hastalık üzerinde önlenebilir bir etkiye sahip olduğu görülse de günümüz koşullarında genetik etkenleri tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir. Kansere neden olan bu iç ve dış etkenler, karsinojen olarak adlandırılır. Doğrudan karsinojenlere maruz kalma, doğum veya doğum kontrolünden kaynaklanan hormon değişiklikleri, yanlış beslenme ve sigara gibi karsinojenik faktörler, genellikle, insanların yaşam tarzından kaynaklanan önlenebilir nedenlerdir, ancak moleküler seviyede bakacak olursak, bu etkenler temel olarak ikiye ayrılır:

1-Eksojen (dış etkenler)
2-Endojen (iç etkenler)

Eksojen karsinojenler, üç gruba ayrılır: fiziksel, kimyasal ve biyolojik. Bu karsinojenler genellikle DNA’ya zarar vermeleri ve böylece mutasyonlara neden olmaları ile belirlenirler; fakat karsinojenlerin tümü mutajenik (mutasyona neden olan) değildir. Karsinojenlere bir defa maruz kalmak, çoğu zaman ne bir tümör oluşumuna ne de farklı bir anormalliğe neden olur; ancak hücreler aynı veya farklı maddelere çok sayıda maruz kaldığında, kanser olma riskini arttıracak mutasyonların birikmesine neden olacaktır.
Kimyasal karsinojenler: Bir kısmı doğrudan DNA üzerinde etki gösterirken; bir kısmı ise bazı metabolik enzimlere etki ederek, ileri derecede mutajenik ürünlerin meydana gelmesine neden olurlar. Kimyasal karsinojenlere örnek olarak; bir mantar toksini olan aflatoksin B1, kömür katranı ve sigara dumanında bulunan benzo[a]-piren verilebilir.
Fiziksel karsinojenler: Kansere neden olduğu bilinen fiziksel karsinojenlerden en önemlisi radyasyondur. Karsinojen etkisi olduğu bilinen iki tür radyasyon vardır: iyonize radyason ve ultraviyole ışınlar (UV). İyonize radyasyon; bir atom bombasından, hastalık tanısı için gerekli olan X-ray filmine kadar çok çeşitli nedenlerle bizlere ulaşabilir. İyonize radyasyon, doğrudan DNA’ya zarar verebilir veya Reaktif Oksijen Türleri (ROS) olarak adlandırılan ve hücrelerde hasara neden olduğu bilinen radikalleri meydana getirir. Güneşten gelen UV ışınları da aynı şekilde karsinojendir ve özellikle cilt kanseri üzerinde etkisi olduğu bilinmektedir.
Biyolojik karsinojenler: Kanser vakalarının yaklaşık olarak %15 kadarının; virüs, bakteri veya parazitlerin yol açtığı mekanizmalar ile ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bunların kanserde iş gördüğüne ilişkin bulgular; kısmen kanser hastalarında bu virüslerin varlığının bilinmesi, kısmen de epidemiyolojiden (salgın hastalıklar bilimi) gelmektedir. Farklı mekanizmalarla kansere yol açtığı bilinen virüslere örnek olarak, siğil ve rahim ağzı kanserine neden olan Human Papilloma Virus (HPV – insan papillom virüsü), karaciğer kanserine neden olan Hepatit-B virüsü, mide kanserine neden olduğu düşünülen Helicobacter pylori bakterisi verilebilir.

Endojen karsinojenik reaksiyonlar, mutasyonlara neden olan bazı hücre içi reaksiyonlardır. Örneğin; radyasyonun etkisiyle oluşan ROS aracı molekülleri, daha az miktarda olsa da solunum esnasında da üretilmektedir. Aynı şekilde, bazı rutin metabolik reaksiyonlar da mutasyonlara neden olmaktadır. Mutasyonlar sonucunda hücrenin kanserleşmesine neden olan genleri iki büyük sınıfta inceleyebiliriz: aktifleşerek hücreyi kansere götüren onkogenler ve baskılayıcı etkisini kaybederek hücrenin kanserleşmesini engelleyemeyen tümör baskılayıcı genler. Genetik nedenlere ek olarak, DNA metillenmesi gibi epigenetik faktörlerin de kanser üzerindeki etkisi araştırılmaktadır.

KAYNAKLAR
Abbas AK., Lichtman AHH. and Pillai S., Cellular and Molecular Immunology, Elsevier Inc., USA, 2012
Alberts, B., Johnson, A., Lewis, J., Raff, M, Roberts, K., Walter, P., The Cell, Garland Science Taylor & Francis Group, NY, 2008.
Hanahan D. and Weinberg R.A, The Hallmarks of Cancer, Cell, Vol. 100, pp. 57-70, 2000.
Pecorino L., Molecular Biology of Cancer, Oxford University Press Inc., NY, 2008.

Comments are closed.