D Vitamini ve Merkezi Sinir Sistemi

D vitaminin en çok bilinen etkisi Ca++ metabolizmasına dayalı kemik gelişimi ve sağlığıdır. Ancak günümüzde birçok sağlık faktöründe görev almaktadır ve eksikliği birçok hastalığa yol açmaktadır. D vitaminin eksikliği sadece yetersiz beslenmeyle ilişkili olmayıp deri altında aktifleşmesini sağlayan UV-B ışığı alınmaması ile de bağlantılıdır.

D vitaminin sentez hızı, jeografik bölgeye, mevsime, günün saatine, hava durumuna, dışarda geçirilen vakte, UV koruyucu kremlerin kullanım oranına bağlı olarak değişmektedir. Kutuplara yaklaştıkça, daha az güneş ışığına maruz kaldıklarından dolayı, bireylerde D vitamini aktifleştirilmesi daha az olacaktır. Ayrıca yaz aylarındaki güneş miktarı daha fazla olduğundan yaz ayları da D vitamini sentezi için daha elverişlidir. Çevresel faktörlerin yanında karakteristik özellikler de D vitamini sentezinde değişiklik gösterir: Deri pigmentasyonu, yaş, cinsiyet gibi.

Güneş enerjisi ile 7-dehidrokolesterol, kolekalsiferole dönüştürülür daha sonra karaciğerde kalsidiole ordan da böbreğe geçerek kalsitriole çevrilir. Yani ilk başta alınan vitamin vücutta işe yarar hale getirilir. Pasif durumdan aktif duruma gelir. D vitaminin aktif hali olan kalsitriolün ince bağırsakta, paratiroid bezde ve böbrekte çeşitli fonksiyonlara sahip olduğu bilinmektedir.

D vitamini metabolizmayı iki farklı yoldan etkilemektedir:

Genomik olmayan aktivitasyon:

Plazma membran proteini olan MARRS(membrane-associated rapid response steroid-binding) ile etkileşim içine girerek Ca++ taşınmasını regüle eder. Yani kalsiyum mineralinin taşınmasında görev alır.

Gen anlatımının düzenlemesi yoluyla:

Çeşitli metabolik yolakları kullanarak anlatım seviyesini düzenleyen D vitamini özellikle hücre çekirdeğinin zarında yer alan bir protein olan VDR(vitamin D reseptörü) aracılığı transkripsiyon faktörlerinin(genin çalışmasını sağlayan elemanların) aktivitesini düzenler.

VDR, FokI, BsmI, Tru9I, EcoRV, ApaI, TaqI, Cdx2 gibi farklı polimorfizmlere sahiptir ve polimorfizm çeşidine göre hastalık ilişkisini gösteren datalar farklı hastalıklarda biyolojik etmen olduğunu göstermektedir. Bunlar arasında; kanser, osteoporoz, diyabet, otoimmün hastalıklar, böbrek rahatsızlıkları yer almaktadır. Ayrıca şizofreni ve MS hastalıkları ile de bağlantılı olduğu düşülmekte olup henüz tam netlik kazanmamıştır.

Vit-D3 Ca++ bağlayan proteinlerin sentezinde görev alır, bu da beyin fonksiyonları için kritik olan Ca++ hemostasisini düzenlemede etkilidir.

Aşırı miktarda bulunmasıyla nörotoksisiteye ve nöron ölümüne yol açan NO seviyesini ayarlar. Dolayısı ile nöron dokularını Parkinson, Alzheimer, Huntington gibi nörodejeneratif hastalıklardan korumuş olur.

Vit-D: nörohormon:

D vitamini eksikliği beyinde fonksiyon kayıplarına yol açmaktadır. Neonatal periyotta D vitamini eksikliği beyin hücrelerinin yayılmasını ve farklılaşmasını etkilemektedir. Zamanlama ve miktar temelli yapılan deneylerde hayvanların davranışları farklılıklar göstermiştir.

Vitamin D ile şizofreni arasındaki bağlantı:

Kış ve bahar aylarında doğanlar, UV-B daha az aldıkları için; metropolde yaşayanlar, sokakta daha vakit harcadıklarından ve yüksek yapıların güneşi engellemesinden dolayı; kutuplara yaklaştıkça ışık yoğunluğunun azalmasından dolayı diğer bireylere nazaran daha fazla şizofren oranına sahip oldukları düşünülmektedir. Bir çalışmada hamilelik sırasında ve doğumu takip eden bir yıl içerisinde D-vitamini eksikliği ya da fazlalığı taşıyan bireylerde şizofren ile bağlantılı olduğu gösterilmektedir.

Depresyon:

Yapılan çalışmalara göre depresyon D-vitamini eksikliği ile paralellik göstermektedir. Özellikle kardiyovasküler hastalığı olanlarda ve serumda aktif D3 vitamin yoğunluğu az olan yaşlı bireylerde depresyon gözlenmiştir.

Klinik çalışmalarda D vitamini eksikliği nörodejeneratif hastalıklarla paralellik göstermektedir. Bu hastalıklar içerisinde Alzheimer ve Parkinson yer almaktadır.

Epilepsi ve D vitamini:

Pilot bir çalışmada D vitamini antiepileptik ilaçların etkilerini arttırmış; VDR-knockout farelerinde epilepsi nöbetlerinde artış gözlemlenmiştir.

MS ve D vitamini:

Yeterli miktarda alınan D vitaminin MS riskini azalttığı düşünülmektedir. Sezona bağlı D vitamini eksikliğine bağlı olarak MS semptomları gözlenmektedir. Gün ışığı ve sokak aktivitelerine ek olarak fiziksel aktiviteler de ÖS hastalarının plazmalarındaki Vit-D miktarını pozitif yönde arttırmaktadır. 12 hastada hergün düzenli olarak artan dozlarda Vit-D3 ve sabit miktarda Ca++ verilerek nüklear manyetik rezonans beyin taraması yapıldığında, hastaların her birinde gadolinium-arttırıcı lezyonlarda önemli artışlar gözlenmiştir; bu da D3’ün immün sisteme etkisi ve nöroprotektif etkisi sonucu santral sinir sistemindeki hasarlar azaltmaktadır diye düşündürmektedir.

Son olarak D vitaminin, beyni travmatik hasarlardan korumada görevli progesteron ile etkileşim halinde olduğu düşünülmektedir. D vitamini ile beraber progesteron tedavisi uygulanan bireylerde, Tek başına progesteron tedavisi uygulanan bireylere nazaran terapötik etkinin daha olumlu olduğu gözlenmiştir. Vit-D’nin progesteron sentezinde ve sorumlu genin ekspresyonunda regülatör görev aldığı inanılmaktadır.

Tüm bunlar D vitamininin sinir tanıma fonksiyonunda önemli olduğunu düşündürse de kanıtlanması için daha çok çalışma yaplması gerekmektedir.

Kaynaklar

Wrzosek M, Łukaszkiewicz J, Wrzosek M, Jakubczyk A, Matsumoto H, Piątkiewicz
P, Radziwoń-Zaleska M, Wojnar M, Nowicka G. Vitamin D and the central nervous
system. Pharmacol Rep. 2013;65(2):271-8. Review. PubMed PMID: 23744412.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir